Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Haber Girişi: 27.07.2021 - 17:52, Güncelleme: 27.07.2021 - 17:52

Gazetecilik doğrunun söylendiği müstesna bir meslek

 

Gazetecilik doğrunun söylendiği müstesna bir meslek

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, 24 Temmuz Basın Bayramı dolayısıyla ilimizde faaliyet gösteren basın mensuplarıyla İstasyon Park’ta bir araya geldi.
Toplantıya Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel, yönetim kurulu üyeleri ve gazeteciler katıldı. Kahvaltı sonrası açıklamada bulunan Başkan Ercengiz, basın sektörünün günümüzde yaşadığı sorunları ve çözüm önerileri konusunda değerlendirmede bulundu. Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel’de konuşmasında basının üzerindeki en büyük problemin ekonomik sorunlar olduğunu yineleyerek, programa katılım sağlayan basın mensuplarına teşekkür etti. Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz kahvaltılı basın toplantısında yaptığı açıklamada; “Böl, parçala, yok et mantığı global anlamda tüm dünyada aslında bir yönetim biçimi haline dönüştü. Burada bizler meslek örgütleri sorunlarıyla hep mücadele ederken, en çok şikayet ettiğimiz şey yönetici tarafında şuydu. Meslek örgütü mensuplarının bireysel olarak başına bir iş gelmediği sürece kaygı taşımadığı ne zaman ki yangın onun kapısından içeri girip, ruman tütmeye başladığında hatta ilk sitemi de nerede bu cemiyet, nerede bu örgüt cümlelerini kurduğumu çok iyi biliyorum. Bu genelde böyledir. Toplum büyük bir travma yaşıyor Önemlisi şu ki Türkiye son dönemde özellikle pandemiyle mücadele ettiği şu 1,5 yıllık süreç içerisinde de ekonomik anlamda da çok zorlanan bir ülke olmaya başladık. Ekonomik tedbirlerimiz her ne kadar yerelde, genelde  tedbirler alınmaya çalışılsa da bu sürecin hem uzamış olması hem de kaynakların yetersiz olmuş olması toplumda birtakım sabırsızlıkları da beraberinde getirmeye başladı. Geçtiğimiz 9 günlük bayam tatili bunun en somut göstergesi. Ben ömrümde bu kadar turizm yurtiçinde görmedim. Vatandaş bıkmış, bunalmış borçlanarak tatile gitmeyi göze almış hatta bir rezervasyon yaptırmadan gitmiş sahillerde şezlonklar üzerinde yatar hale gelmiş. Travmaların üzerinden gelebilmenin yegane yöntemi toplumu bir arada tutmaktır. Toplumu ayrıştırmadan, toplumu bütünleştirerek, toplumun her kesiminin sorunlarını en azından toplumun sesini dinleyerek çözebilme çabasıdır. Eskiden her köşe başında gazete bayi olurdu. Özellikle ben iyi bir okur olmaya gayret ettim ve gazete okumak çok büyük bir ayrıcalıktır bana göre. Çünkü günümüz zağında şartlar çok değişti. Sabah okuduğunuz haber öğleye eskimiş oluyor. İnternetin artık dünya genelinde çok iyi kullanımasıyla birlikte maalesef görsel basın güç kaybetmiş gibi gözüküyor. Bana göre öyle değil. Görsel basını güçlü tutan dergileri, köşe yazılarını veya içerik tamamlayan birçok şeyi araştırma yazısını eğer doğru kurgulanabilirse bence gazetecilik yeni bir yol açabilir kendisine. Fakat geldiğimiz noktada biraz önce sayın başkanım işin ekonomik tarafıyla birtakım sıkıntılarla boğuşan bir meslek grubu haline gelmiş olmanın kaygılarını anlattı. Şimdi bakıyoruz genel medyaya. Bir kısım medya, bir kısım meday. Kabak gibi ortadan ikiye ayrıldı. Bir olayı bir taraf güllük gülistanlık gösterirken, diğer taraf yangın yeriymiş gibi gösteriyor. Halbuki gazetecilik ekonomik bir döngünün sonucu değildir. Gazetecilik bir patron işi değil. Gazetecilik emeğin ortaya konulduğu, doğruların yazıldığı, kaleminin satılmadığı ve ne olursa olsun hep doğrunun söylendiği müstesna bir meslektir. Kıymetlidir. Gazetecilik bir hesap görme mesleği de değildir Bizler siyasi yöneticiler olarak basından zaman zaman memnun olmayabiliriz, basından şikayet edebiriz çünkü yaptığımız her işin doğru olma şansı yoktur. Doğruluktan kastım eksiklerinden ötürü doğru olmayabilir. Bunu birileri yazdı diye kızacak değiliz. Ama burada ince bir ayrım var. Bunu da özellikle ifade etmek isterim ki gazetecilik bir hesap görme mesleği de değildir. Taraf tutup, bir taraf olup kaybettiği zaman kin kusmak, nefret etmek ve buradan da sabık yaratıp ömrünü bu işe adamakta değildir. Gazetecilik gerçekten çok özel bir meslektir. Ben bu anlamda sizleri bir kez daha kutlamak istiyorum. Çünkü işin sadece ekonomik tarafından bakılmış olsa, herhalde Burdur’da bu mesleği sadece arası için yapacak bence kimse yoktur çünkü çok büyük bir kazancı olan bir meslek Burdur şartlarında. Daha önce bir şekilde devletten katkı alan basının bir kısmı artık bu gelirlerin azalması neticesinde farklı bir yönteme gitmeye çalışmış. Bunlar duyduklarım, izlediklerim, gördüklerim. 113 yıldır bizim doğruları öğrenme şansımız sadece ve sadece basın aracılığıyla. Bunun korunması çok önemli. Basın 4. Güç olarak görülüyorsa bu gücün sizler bence farkında olmalısınız. Örgütlü mücadelede bugün önünüze konulanı kabullenmeniz demek, yarın başka bir şeyi daha beraberinde getirecek demektir. Bu anlamda da ben meslek örgütlerinin ayrışmasının belli ölçüde kabul edilebileceğini, yani şu anlamda bu bir fikir özgürlüğüdür. Herkes aynı şeyi düşünmek zorunda değildir. Ama bunu sadece siyaseten ve fikir özgürlüğü olarak değerlendirmek yerine bir meslek birliği olarak görüp, orada bütünleşmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kişiler kendinden sorumlu değil. Özellikle gazetecilik mesleği toplumsal bir ödevi yerine getirmektir. Basın sektörü ayakta kalmalı Tasarruf tedbirlerinin bence bu kadar basit bir noktadan başlatılmamasını, daha üst düzey tedbirlerin daha genele alınması gerektiğine inananlardanım. Ülkenin ihtiyacı olan temel ihtiyaçlar dışında yatırımlar gözden geçirilebilir. Ülke yatırımları devlet marifetiyle yaptığı zaman belki daha kazançlı çıkabilir. Bir karşılaştırma yaptığımız da bunun karşılığı bu değil. Tasarruf yapacaksa devlet, tasarruf edilebilecek daha birçok mevcut kalem vardır. Bu toplumsal dayanışmayı, toplumsal haber alma hakkını ya da toplumun sosyalitesini birşekilde yerel yönetimler kanalıyla tasarruf adı altında engellemek, toplumun zaten son 1,5 yılda yaşadığı oyalnızlaşma travmanısını körükleyecektir ve vatandaş o kontrolsüz mecrada internet üserinde her duyduğunu doğru sayacak çünkü orada yazılanların hiçbir sorumluluğu yok. O kadar özgür bir alan ki herkes herkese her şey hakkında yazı yazabilme hakkına sahip. Bunun karşılığında maalesef hak arayışı yıllara sari sonuçlanamayan, sonuçlandığında da iş işten geçmiş olan, kişilerin hakkının gasp edildiği, itibarının zedelendiği durumların söz konusu olduğu sonuçlarla maalesef karşımızda. Bu anlamda da ben basının bir arada olmasının hak arayışının da sadece meslek örgütünün hakkının arayışının olması gerektiğini, siyasi düşünceleri, inançlarını bu anlamda bir kenara bırak. Sonuçta yüz binlerce kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak evine ekmek götürdüğü bu sektöründe ayakta kalması gerektiğine inananlardanım.” Dedi. Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel toplantıda yaptığı konuşmada; “24 Temmuz hepinizin bildiği gibi Basın Bayramı ama tabi asında bayram adı kalıplaşmış bir isim. Ne kadar basın bayramı ne denli basın bayramı 113. Yılında aslında bunları da sorguluyoruz. Bildiğiniz gibi bu topraklarda hrriyet ve demokrasi umutlarının yeşerdiği 1908’de 2. Meşrutiyet’in kaldırılmasıyla birlikte o günün sansür memurlarının işine de son verildiği söyleniyor. 2. Meşrutiyet’le birlikte bu uygulamaya son verildiği için o günün şartlarında, o günün gerçeğinde gerçekten bir bayram sevinci yaşatmış. Lakin 113 yıllık gelişen süreçte bugün için bayramdan basın mensuplarının bir araya geldiği, buluştuğu, dertlerimizi, sorunlarımızı dile getirdiğimiz, kamuoyuna aktardığımız bir fırsat olarak görüyoruz. Belediye başkanımıza da bugün burada bizi ağırladığı için bir kere daha teşekkür ediyoruz. Sansür günümüzde ne durumda? Belki eski şekliyle bir sansür elbette yok ama şekil değiştirdiğini, yöntemlerinin değişitiğini de hepimiz tanık oluyoruz. Günümüzdeki sünsürün en büyük adı ekonomik yaptırımlar, ekonomik sıkıntılar. Biliyorsunuz basının üzerindeki en büyük problem ekonomik sorunlar. Ki bu sorunlarımızın giderek ağırlaştığını görüyoruz. Gelirlerimizin azaldığı, giderlerimizinde sürekli yükseldiği bir ortamda 2 yıldır pandemi süreciyle birlikte yazılı basın başta olmak üzere iletişim mecraları en zor gülerini yaşıyor. Şimdi bu noktada ekonominin bu kadar olumsuz etkilediği bir ortamda basın bayramının eeskisi gibi bir özü var mı bunu konuşuyoruz. Dikkat ederseniz gazeteci örgütlerinin açıklamalarında da artık bu bir bayram değil, dayanışma günü şeklinde açıklamalarının da giderek çoğaldığını görüyoruz. Peki bu kadar kamuoyunun sesi olan, 24 Temmuzlarda o sıcak mesajlara maruz kalıyoruz. Bütün yöneticilerin açıklamalarını yine bu kezde gördük. İfade hürriyetine vurgu yapılıyor. Demokrasiye, çok sesliliğe, vurgu yapılıyor. Gazetecilere birçok övgü yapılıyor. Lakin bu 24 Temmuz’da mesajlarla sınırlı kalıyor ama biz istiyoruz ki artık bu temennilerin,bu tespitlerin somut kazanımlara dönüşmesi. Madem gazeteciler haber alma görevini yerine getiriyorlar o zaman bu desteklerin sözde değil, gerçeğe dönüşmesini artık zamanı geldiğini düşünüyoruz. Burada bir özeleştiriyi de kendinimiz için yapıyoruz. Gazeteciler madem bu kadar halkın sesi niye kendi sesini duyuramıyor? Bu noktada başkanım geçtiğimiz günlerde örnek bir kongreyi geride bıraktık. Orada da meslek büyüklerimiz güzel sözler sarf ettiler. Mesela orada en çok vurgulanan gazetecierin neden bir olmadığı, bu yapılan son başta tasarruf tedbirleri olmak üzere olumsuz uygulamalara karşı niye birlikte tepki vermediğimiz, birlikte hareket etmediğimiz? Gerekli sesimizi gerektiği şekilde yükseltmeliyiz Milletin sesi olan bir meslek örgütü, milletin haberlerini yerine getiren bir meslek grubu niye kendi sorunlarını dile getirmez, çözümlerini niye sağlamaz? Bence burada hepimizin bunu düşünmesi gerekiyor. Bu noktada gazeteci örgütlerini de sorguluyoruz. Gazeteci örgütleri Türkiye’de o kadar çoğaldı ki ben adını saymakta zorlanıyorum. Ama bu çoğalma iyi mi, kötü mü şunu görüyoruz. Böl, parçala, yönet. Maalesef iktidarların yüz yıllardır uyguladığı, bilindik bir metod. Şimdi bölündükçe, parçalandıkça, gücümüzün azaldığını, sesimizi duyuramadığımızı da net bir şekilde görüyoruz. Bakın en son 1 Temmuz’da tasarruf tedbirleri alındı. Tasarruf tedbirleri özü itibariyle Türkiye’de ekonomik sıkntılar olduğunda kamu otoritesinin başvurduğu bir uygulama. Ama bu kez üzücü olan, hepimizi gelecek açısından endişelendiren durum, basın yayın giderleri altında ilk defa tasarruf tedbirlerinde gazetelerin aboneliği başta olmak üzere kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin reklam vermesinin yasaklandığı bir yol açıldı. Daha önceki tasarruf tedbirlerinde hiç böyle bir ifade olmazdı. Bu bir başlangıç. Eğer sizler bunu farketmezseniz, gerekli sesimizi, gerektiği şekilde yükseltmezsek bunun devamı çok daha başka şekillerde gelecek. Çünkü iktidar sahipleri yunu çok iyi görüyor ki hep gazetecilere ne yapsak bir şekilde hayat devam ediyor çünkü herkesin kendi medyası var. Herkesin kendi gazeteci örgütü var. Biz böyle olduğumuz takdirde sadece 24 Temmuzlarda, 10 Ocaklarda bir araya geliriz, kahvaltı yapar sonra dağılırız. O yüzden hepimizin bir kez daha iyi düşünmesi gerekiyor çünkü bu şekilde gidersek bir 10 sene sonra Burdur Belediyesi 24 Temmuz etkinliği düzenlemeyecek. Çünkü ortada gazeteci kalmayacak. Basın mensubu kalmayacak. Çağın gereklerini yerine getirerek internet üzerinden etkinliği  gerçekleştirecek çevrimiçi olarak. Çünkü popüler medya o zannediliyor. O yüzden hepimizin iyi düşünmesi lazım. Büyük görevler düşüyor. Başta Burdur Gazeteciler Cemiyeti, eğer biz bu noktada bir şey yapmayacaksak niye geldik buralara, niye bu görevi ifa ediyoruz?” dedi. Hatice Dursun
Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, 24 Temmuz Basın Bayramı dolayısıyla ilimizde faaliyet gösteren basın mensuplarıyla İstasyon Park’ta bir araya geldi.

Toplantıya Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel, yönetim kurulu üyeleri ve gazeteciler katıldı.

Kahvaltı sonrası açıklamada bulunan Başkan Ercengiz, basın sektörünün günümüzde yaşadığı sorunları ve çözüm önerileri konusunda değerlendirmede bulundu. Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel’de konuşmasında basının üzerindeki en büyük problemin ekonomik sorunlar olduğunu yineleyerek, programa katılım sağlayan basın mensuplarına teşekkür etti.

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz kahvaltılı basın toplantısında yaptığı açıklamada;

“Böl, parçala, yok et mantığı global anlamda tüm dünyada aslında bir yönetim biçimi haline dönüştü. Burada bizler meslek örgütleri sorunlarıyla hep mücadele ederken, en çok şikayet ettiğimiz şey yönetici tarafında şuydu. Meslek örgütü mensuplarının bireysel olarak başına bir iş gelmediği sürece kaygı taşımadığı ne zaman ki yangın onun kapısından içeri girip, ruman tütmeye başladığında hatta ilk sitemi de nerede bu cemiyet, nerede bu örgüt cümlelerini kurduğumu çok iyi biliyorum. Bu genelde böyledir.

Toplum büyük bir travma yaşıyor

Önemlisi şu ki Türkiye son dönemde özellikle pandemiyle mücadele ettiği şu 1,5 yıllık süreç içerisinde de ekonomik anlamda da çok zorlanan bir ülke olmaya başladık. Ekonomik tedbirlerimiz her ne kadar yerelde, genelde  tedbirler alınmaya çalışılsa da bu sürecin hem uzamış olması hem de kaynakların yetersiz olmuş olması toplumda birtakım sabırsızlıkları da beraberinde getirmeye başladı. Geçtiğimiz 9 günlük bayam tatili bunun en somut göstergesi. Ben ömrümde bu kadar turizm yurtiçinde görmedim. Vatandaş bıkmış, bunalmış borçlanarak tatile gitmeyi göze almış hatta bir rezervasyon yaptırmadan gitmiş sahillerde şezlonklar üzerinde yatar hale gelmiş. Travmaların üzerinden gelebilmenin yegane yöntemi toplumu bir arada tutmaktır. Toplumu ayrıştırmadan, toplumu bütünleştirerek, toplumun her kesiminin sorunlarını en azından toplumun sesini dinleyerek çözebilme çabasıdır. Eskiden her köşe başında gazete bayi olurdu. Özellikle ben iyi bir okur olmaya gayret ettim ve gazete okumak çok büyük bir ayrıcalıktır bana göre. Çünkü günümüz zağında şartlar çok değişti. Sabah okuduğunuz haber öğleye eskimiş oluyor. İnternetin artık dünya genelinde çok iyi kullanımasıyla birlikte maalesef görsel basın güç kaybetmiş gibi gözüküyor. Bana göre öyle değil. Görsel basını güçlü tutan dergileri, köşe yazılarını veya içerik tamamlayan birçok şeyi araştırma yazısını eğer doğru kurgulanabilirse bence gazetecilik yeni bir yol açabilir kendisine. Fakat geldiğimiz noktada biraz önce sayın başkanım işin ekonomik tarafıyla birtakım sıkıntılarla boğuşan bir meslek grubu haline gelmiş olmanın kaygılarını anlattı. Şimdi bakıyoruz genel medyaya. Bir kısım medya, bir kısım meday. Kabak gibi ortadan ikiye ayrıldı. Bir olayı bir taraf güllük gülistanlık gösterirken, diğer taraf yangın yeriymiş gibi gösteriyor. Halbuki gazetecilik ekonomik bir döngünün sonucu değildir. Gazetecilik bir patron işi değil. Gazetecilik emeğin ortaya konulduğu, doğruların yazıldığı, kaleminin satılmadığı ve ne olursa olsun hep doğrunun söylendiği müstesna bir meslektir. Kıymetlidir.

Gazetecilik bir hesap görme mesleği de değildir

Bizler siyasi yöneticiler olarak basından zaman zaman memnun olmayabiliriz, basından şikayet edebiriz çünkü yaptığımız her işin doğru olma şansı yoktur. Doğruluktan kastım eksiklerinden ötürü doğru olmayabilir. Bunu birileri yazdı diye kızacak değiliz. Ama burada ince bir ayrım var. Bunu da özellikle ifade etmek isterim ki gazetecilik bir hesap görme mesleği de değildir. Taraf tutup, bir taraf olup kaybettiği zaman kin kusmak, nefret etmek ve buradan da sabık yaratıp ömrünü bu işe adamakta değildir. Gazetecilik gerçekten çok özel bir meslektir. Ben bu anlamda sizleri bir kez daha kutlamak istiyorum. Çünkü işin sadece ekonomik tarafından bakılmış olsa, herhalde Burdur’da bu mesleği sadece arası için yapacak bence kimse yoktur çünkü çok büyük bir kazancı olan bir meslek Burdur şartlarında.

Daha önce bir şekilde devletten katkı alan basının bir kısmı artık bu gelirlerin azalması neticesinde farklı bir yönteme gitmeye çalışmış. Bunlar duyduklarım, izlediklerim, gördüklerim. 113 yıldır bizim doğruları öğrenme şansımız sadece ve sadece basın aracılığıyla. Bunun korunması çok önemli. Basın 4. Güç olarak görülüyorsa bu gücün sizler bence farkında olmalısınız. Örgütlü mücadelede bugün önünüze konulanı kabullenmeniz demek, yarın başka bir şeyi daha beraberinde getirecek demektir. Bu anlamda da ben meslek örgütlerinin ayrışmasının belli ölçüde kabul edilebileceğini, yani şu anlamda bu bir fikir özgürlüğüdür. Herkes aynı şeyi düşünmek zorunda değildir. Ama bunu sadece siyaseten ve fikir özgürlüğü olarak değerlendirmek yerine bir meslek birliği olarak görüp, orada bütünleşmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kişiler kendinden sorumlu değil. Özellikle gazetecilik mesleği toplumsal bir ödevi yerine getirmektir.

Basın sektörü ayakta kalmalı

Tasarruf tedbirlerinin bence bu kadar basit bir noktadan başlatılmamasını, daha üst düzey tedbirlerin daha genele alınması gerektiğine inananlardanım. Ülkenin ihtiyacı olan temel ihtiyaçlar dışında yatırımlar gözden geçirilebilir. Ülke yatırımları devlet marifetiyle yaptığı zaman belki daha kazançlı çıkabilir. Bir karşılaştırma yaptığımız da bunun karşılığı bu değil. Tasarruf yapacaksa devlet, tasarruf edilebilecek daha birçok mevcut kalem vardır. Bu toplumsal dayanışmayı, toplumsal haber alma hakkını ya da toplumun sosyalitesini birşekilde yerel yönetimler kanalıyla tasarruf adı altında engellemek, toplumun zaten son 1,5 yılda yaşadığı oyalnızlaşma travmanısını körükleyecektir ve vatandaş o kontrolsüz mecrada internet üserinde her duyduğunu doğru sayacak çünkü orada yazılanların hiçbir sorumluluğu yok. O kadar özgür bir alan ki herkes herkese her şey hakkında yazı yazabilme hakkına sahip. Bunun karşılığında maalesef hak arayışı yıllara sari sonuçlanamayan, sonuçlandığında da iş işten geçmiş olan, kişilerin hakkının gasp edildiği, itibarının zedelendiği durumların söz konusu olduğu sonuçlarla maalesef karşımızda. Bu anlamda da ben basının bir arada olmasının hak arayışının da sadece meslek örgütünün hakkının arayışının olması gerektiğini, siyasi düşünceleri, inançlarını bu anlamda bir kenara bırak. Sonuçta yüz binlerce kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak evine ekmek götürdüğü bu sektöründe ayakta kalması gerektiğine inananlardanım.” Dedi.

Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel toplantıda yaptığı konuşmada;

“24 Temmuz hepinizin bildiği gibi Basın Bayramı ama tabi asında bayram adı kalıplaşmış bir isim. Ne kadar basın bayramı ne denli basın bayramı 113. Yılında aslında bunları da sorguluyoruz. Bildiğiniz gibi bu topraklarda hrriyet ve demokrasi umutlarının yeşerdiği 1908’de 2. Meşrutiyet’in kaldırılmasıyla birlikte o günün sansür memurlarının işine de son verildiği söyleniyor. 2. Meşrutiyet’le birlikte bu uygulamaya son verildiği için o günün şartlarında, o günün gerçeğinde gerçekten bir bayram sevinci yaşatmış. Lakin 113 yıllık gelişen süreçte bugün için bayramdan basın mensuplarının bir araya geldiği, buluştuğu, dertlerimizi, sorunlarımızı dile getirdiğimiz, kamuoyuna aktardığımız bir fırsat olarak görüyoruz. Belediye başkanımıza da bugün burada bizi ağırladığı için bir kere daha teşekkür ediyoruz.

Sansür günümüzde ne durumda?

Belki eski şekliyle bir sansür elbette yok ama şekil değiştirdiğini, yöntemlerinin değişitiğini de hepimiz tanık oluyoruz. Günümüzdeki sünsürün en büyük adı ekonomik yaptırımlar, ekonomik sıkıntılar. Biliyorsunuz basının üzerindeki en büyük problem ekonomik sorunlar. Ki bu sorunlarımızın giderek ağırlaştığını görüyoruz. Gelirlerimizin azaldığı, giderlerimizinde sürekli yükseldiği bir ortamda 2 yıldır pandemi süreciyle birlikte yazılı basın başta olmak üzere iletişim mecraları en zor gülerini yaşıyor. Şimdi bu noktada ekonominin bu kadar olumsuz etkilediği bir ortamda basın bayramının eeskisi gibi bir özü var mı bunu konuşuyoruz. Dikkat ederseniz gazeteci örgütlerinin açıklamalarında da artık bu bir bayram değil, dayanışma günü şeklinde açıklamalarının da giderek çoğaldığını görüyoruz. Peki bu kadar kamuoyunun sesi olan, 24 Temmuzlarda o sıcak mesajlara maruz kalıyoruz. Bütün yöneticilerin açıklamalarını yine bu kezde gördük. İfade hürriyetine vurgu yapılıyor. Demokrasiye, çok sesliliğe, vurgu yapılıyor. Gazetecilere birçok övgü yapılıyor. Lakin bu 24 Temmuz’da mesajlarla sınırlı kalıyor ama biz istiyoruz ki artık bu temennilerin,bu tespitlerin somut kazanımlara dönüşmesi. Madem gazeteciler haber alma görevini yerine getiriyorlar o zaman bu desteklerin sözde değil, gerçeğe dönüşmesini artık zamanı geldiğini düşünüyoruz. Burada bir özeleştiriyi de kendinimiz için yapıyoruz. Gazeteciler madem bu kadar halkın sesi niye kendi sesini duyuramıyor? Bu noktada başkanım geçtiğimiz günlerde örnek bir kongreyi geride bıraktık. Orada da meslek büyüklerimiz güzel sözler sarf ettiler. Mesela orada en çok vurgulanan gazetecierin neden bir olmadığı, bu yapılan son başta tasarruf tedbirleri olmak üzere olumsuz uygulamalara karşı niye birlikte tepki vermediğimiz, birlikte hareket etmediğimiz?

Gerekli sesimizi gerektiği şekilde yükseltmeliyiz

Milletin sesi olan bir meslek örgütü, milletin haberlerini yerine getiren bir meslek grubu niye kendi sorunlarını dile getirmez, çözümlerini niye sağlamaz? Bence burada hepimizin bunu düşünmesi gerekiyor. Bu noktada gazeteci örgütlerini de sorguluyoruz. Gazeteci örgütleri Türkiye’de o kadar çoğaldı ki ben adını saymakta zorlanıyorum. Ama bu çoğalma iyi mi, kötü mü şunu görüyoruz. Böl, parçala, yönet. Maalesef iktidarların yüz yıllardır uyguladığı, bilindik bir metod. Şimdi bölündükçe, parçalandıkça, gücümüzün azaldığını, sesimizi duyuramadığımızı da net bir şekilde görüyoruz. Bakın en son 1 Temmuz’da tasarruf tedbirleri alındı. Tasarruf tedbirleri özü itibariyle Türkiye’de ekonomik sıkntılar olduğunda kamu otoritesinin başvurduğu bir uygulama. Ama bu kez üzücü olan, hepimizi gelecek açısından endişelendiren durum, basın yayın giderleri altında ilk defa tasarruf tedbirlerinde gazetelerin aboneliği başta olmak üzere kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin reklam vermesinin yasaklandığı bir yol açıldı. Daha önceki tasarruf tedbirlerinde hiç böyle bir ifade olmazdı. Bu bir başlangıç. Eğer sizler bunu farketmezseniz, gerekli sesimizi, gerektiği şekilde yükseltmezsek bunun devamı çok daha başka şekillerde gelecek. Çünkü iktidar sahipleri yunu çok iyi görüyor ki hep gazetecilere ne yapsak bir şekilde hayat devam ediyor çünkü herkesin kendi medyası var. Herkesin kendi gazeteci örgütü var. Biz böyle olduğumuz takdirde sadece 24 Temmuzlarda, 10 Ocaklarda bir araya geliriz, kahvaltı yapar sonra dağılırız. O yüzden hepimizin bir kez daha iyi düşünmesi gerekiyor çünkü bu şekilde gidersek bir 10 sene sonra Burdur Belediyesi 24 Temmuz etkinliği düzenlemeyecek. Çünkü ortada gazeteci kalmayacak. Basın mensubu kalmayacak. Çağın gereklerini yerine getirerek internet üzerinden etkinliği  gerçekleştirecek çevrimiçi olarak. Çünkü popüler medya o zannediliyor. O yüzden hepimizin iyi düşünmesi lazım. Büyük görevler düşüyor. Başta Burdur Gazeteciler Cemiyeti, eğer biz bu noktada bir şey yapmayacaksak niye geldik buralara, niye bu görevi ifa ediyoruz?” dedi.

Hatice Dursun

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.