IMKB100 61.430
Değişim: %0,52 |
ALTIN 96,93
Değişim: %-0,53 |
USD 1,7510
Değişim: %-1,90 |
EUR 2,3030
Değişim: %-9,86 |
GBP 2,7638
Değişim: %-6,03 |
Son Güncelleme: 2012-02-20 02:49:42
|
Akdeniz Bölgesi'nin batısında yer alan BURDUR tanınmaya ve tanıtılmaya çok muhtaç bir ilimizdir.
Tanınmak; varlığını ve benliğini kabul ettirmektir. Bu bakımdan özel bir önem taşır tanınmak. Tanınmak için tanıtılmak gerekir. Bir ilin tanıtılması, öncelikle o ilin kimliğini taşıyan insanlara ve o ili yönetenlere düşer. Tanıtımda ilk akla gelen; Burdur Valiliği, Burdur Merkez Belediyesi, İlçe Belediyeleri, Üniversite ve sivil toplum kuruluşlarıdır. Bu tanıtımın etkinliği yeterli olmadığı için, bu şehrin bir hemşehrisi olarak üzüntü duymaktayım. Nasıl mı? Şöyle:
Milli Güvenlik dersinin kaldırılışı, 19 Mayıs törenlerinin okullarda kutlanmayacak olması, Gençliğe hitabe, dindar nesil yetiştirmek ile ilgili tartışmalar eğitimin siyasal işlevi üzerinde düşünmemizi yeniden sağladı.
Her çeşit eğitim bir dayatmadır. Toplum eğitim kurumu dediğimiz okulu siyasal düzene eleman yetiştirmek için oluşturur ve ülkenin yönetsel rejiminin en iyisi olduğunu öğrenciye aşılar. Bundan dolayıdır ki tüm toplumlarda eğitim sistemleri genel de merkezidir ve yönetsel erkin belirlediği konular öğrencilere öğretilir. Okul bunu törenler, dersler ve çeşitli eğitsel etkinlikler aracılığıyla yerine getirir. Rejimin veya siyasal düzenin devamı için okul bir araç olarak kullanılır. Vatan, bayrak, devlet kavramları da buna hizmet etmesi için tüm eğitim kademelerinin programlarında yer alır. Onun için Devlet erkanının kıvanç dolu bakışları altında nostaljik 19 Mayıs gösterilerine devam edilecek, Ankara'da devlet erkânı tribününde oturanların büyük çoğunluğu şimdi AKP'li olsa da başka zaman başka partili olacak.
Özelleştirmeler yapıldı. Satılmayan fabrikamız mı kaldı? Enerjimize, benzinimize bindirildi vergiler, eşeğe yüklenir gibi. Besicilik mi yapabiliyoruz? Hayır! Bana inanmıyor musunuz? Türkiye'nin en büyük iki besicilik şirketleri Banvit ve Koç, et üretiminden çekiliyor. Her şeyimiz ucuz ucuz başkalarına peşkeş çekilirken, sen nasıl uyursun ey milletim!
Avrupada kupa kazanan ilk Türk takımı Efes Pilsen oldu. Oldu da noldu? Anıtı dikildi, göğe uzanan iki el üstünde yarısı kesilmiş basketbol topu figürü yaptılar, "Kadeh bu" dediler, söktüler. Spor kulüpleri ve takımlarının isim ve tanıtımlarında alkollü içki markalarını çağrıştıran isim, logo, amplem ve işaret kullanılamaz dediler. Basketbol oynayan her çocuğun "Peter Naumoski, Peter Naumoski ve sayıııı" diye bağırmasını sağlayan takımı, KORAC Kupası'nı getiren, ligde en çok şampiyon olan, en çok Türkiye Kupası'nı kazanan takımını, *Koca Çınarı' devirdiler, sen yine uyuyorsun be ey milletim!
Birçok konuda olduğu gibi, yaptıkları uygunsuz konuşmalarla, "Askerlik, yatma yeri değildir" dedi Başbakanımız, şehitlerimizin bulunduğu sınırdaki mevzide, Türk topraklarında yere çöktü, Bakanlar Meclis'te horul horul uyurken fotoğraflandı, ama sen bunuda görmedin, uyuyor muydun ey milletim?
12 Eylül Referandumu yapıldı. Konuda bilgili, baskıya gelmeyen tüm köşe yazarları, gazeteciler, siyasetçiler bas bas bağırdı; "12 Eylül Darbecileri yargılanamaz. Uluslararası kanunlar var. Suç, işlendiği zaman, eğer suç sayılmıyorsa, daha sonra o suçtan yargılanamaz." Yargılanamaz yaşa gelmiş, çoğu ölmüş darbecileri yargılamak, 12 Eylül 2010'da süre aşımına uğrayan davayı yargılamak istediler, Hadi uyuyorsun ey milletim, aranızda hukuk bilende mi yok?
Bir sınav sistemi getirdiler ki, herkes perişan. En güvenilir merkezlerden olan ÖSYM'de bile at koşturdular, sorular çalındı, yüzlerce kişi birinci oldu. Polis Yüksekokulu sınavlarında bile, halen daha 2 kitapçık kayıp. Hal böyleyken, kendisine haksızlık yapılan öğretmenler, çıktıkları televizyon programlarında diplomalarını yırtarken, karşılarında bulunan devlet büyükleri ağızlarını bile açamazken, sen nasıl televizyonun karşısına geçip, "Çalışıyor bu adamlar" dersin ey milletim?
"Millete efendilik yoktur. Hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur" demiş, Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Bu adamlar gazeteciye, yoksula, güçsüze, hastaya eziyet etmiş, hizmeti bırak, var olan hizmeti de elinden almaya çalışmış, kimseyi duymadıysanız ATA'nızı da mı duymadınız ey milletim?
"80 yıldır yapılamayanları biz yapıyoruz" dedi Başbakanımız. Yanlış mı? Hayır, katiyen doğru. 80 yıldır kimsenin cüret bile edemeyeceği işler yaptılar, 2002'den bu yana.
* Türk Telekom, Arap'ın.
* Telsim, İngiliz'in.
* Kuşadası Limanı, İsrailli'nin.
* İzmir Limanı, Hong Konglu'nun.. .
* Araç muayene işi, Alman'ın.
* Başak Sigorta, Fransız'ın.
* Adabank, Kuveytli'nin.
* İETT Garajı, Dubaili'nin.
* Avea, Lübnanlı'nın.
* Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık. Ermeni...)
* Rakı, Amerikalı'nın.
* Finansbank, Yunanlı'nın...
* Oyakbank, Hollandalı'nın.
* Denizbank, Belçikalı'nın.
* Türkiye Finans, Kuveytli'nin.
* TEB, Fransız'ın.
* Cbank, İsrailli'nin.
* MNG Bank, Lübnanlı'nın.
* Alternatif Bank, Yunanlı'nın.
* Dışbank, Hollandalı'nın.
* Şekerbank, Kazak'ın.
* Yapı Kredi'nin yarısı, İtalyan'ın.
* Turkcell'in yarısı, Finli'nin Rus'un.
* Beymen'in yarısı, Amerikalı'nın.
* Enerjisa'nın yarısı, Avusturyalı'nı n.
* Garanti'nin yarısı, Amerikalı'nın.
* Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
* İzocam, Fransız'ın.
* TGRT (Fox), Amerikalı'nın.
* Demirdöküm, Alman'ın.
* Döktaş, Fransız'ın.
* Süper FM, Kanadalı'nın.
Ee, bunları sattınız, geriye kalanları kendiniz aldınız ya da almaktasınız. Ey benim milletim! Hadi uyudun, çok gürültü vardı da kulaklarında duymadı, ruhunuzu da mı kaybettiniz de, o bile duymuyor artık?
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.. Türkiye'nin her ilinde kutlandı. Yıllar geçtikçe, günün anlamında büyük değişiklikler olmaya başladı.
Ulusaldan yerel basına, milyonlar satan gazetelerden, bir avuç insana ulaşan gazetelere kadar, artık bütün gazetelerde az-çok baskı var. Ee, hal böyle olunca da, Çalışan Gazeteciler Günü, oluyor sana, "Baskıyla yönlendirilen" Çalışan Gazeteciler Günü. Gazeteciliğin durumu zaten geçtiğimiz yıllarda vahimdi, artık nasıl bir tanımlama kullanacağımı bende bilmiyorum.
İktidarı ele alalım. Artık, Türkiye'nin Başbakanı, kendisine yönlendirilecek soruları bile önceden seçer konuma geldi. 12 Eylül Referandumu'ndan sonra "Türkiye ileri demokrasiye geçti" diyen Başbakanımızın önceden belirlediği soruları sormayan gazeteciler, yaka paça dışarı atılmasalar bile, patronları aranıp, "Açıklamalarımıza o muhabiri göndermeyin" ya da "Sen gazete patronusun, köşe yazarlarına, muhabirlerine sahip çık" şeklinde karşılık veriliyor.
Türkiye'de önemli olaylar oluyor, hergün, her an. Hangi gazete iktidarın aleyhinde olan haberleri, baskılara dayanarak halka ulaştırabiliyor? Fazla düşünmeyin, parmakla sayıverin. Gündem değiştirmeler mi dersiniz, haberleri örtbas etmeler mi? Sanırsın gazeteler gazete değilde, magazin dergisi. Canım Türkiyemin, canım insanlarına bir haberi ulaştırmak istemiyor musun? Gazetenin 2. sayfasından başlayarak koy magazin haberlerini, birde son sayfaya şöyle açık saçık bir bayan fotoğrafını da çaktın mı, ohh, vatandaş napsın haberi? Bu kadar alçaldı habercilik, vatandaşın gazeteden bekledikleri de, gazetelerin vatandaşa sundukları da değişti. Her nedense, bu değişimler 2002 yılında başlayıp, katlanarak arttı!
Gazetecilik ulusalda yavaş yavaş bitiriliyor. Yerele doğru inildiğinde, en azından tarafsız habercilik elle tutulur biçimde... Yerel gazetelere baskı yapılmıyor mu? Çok örneği var, tabii ki yapılıyor. Ulusalda olduğu şekli gibi olmasada, yerelde de birçok baskı çeşidi var. Yerele inildikçe, insanların dost-ahbap yüzdesi de arttığı için, kendisi hakkında yapılan bir habere, küserek karşılık verenler var! Küsmekle de kalmayıp, basın açıklamasının tarihini, saatini söylemeyerek, gazeteyi protesto eden insanlar var, arkadaş! Hal böyleyken, gel de Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutla...
10 Ocak gününde, kesinlikle şu söz kullanılmıştır; "Basın hürdür, sansür edilemez." Hani, halk arasında kesinlik bildiren bir cümle kurarsınız da, karşılık olarak size "Hadi lan ordan" derler ya. İşte bu kadar basit. Basın mı hür? Hadi lan ordan...