Salı, 22 Mayıs 2012
Bulutlu

25°C

Bulutlu
Nem: %44


°F / °F


°F / °F


°F / °F


°F / °F

IMKB100 59.738
Değişim: %0,12
piyasalar yukari
ALTIN 100,17
Değişim: %-0,34
piyasalar aşağı
USD 1,7610
Değişim: %-1,32
piyasalar aşağı
EUR 2,3710
Değişim: %-7,18
piyasalar aşağı
GBP 2,8014
Değişim: %-4,75
piyasalar aşağı
Son Güncelleme: 2012-02-26 16:05:28

Gazeteler

« Mayıs 2012 »
Pzt Sal Çrş Per Cum Cmt Paz
  1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31      

Son Yorumlar

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün5230
mod_vvisit_counterDün8157
mod_vvisit_counterBu Hafta13387
mod_vvisit_counterGeçen Hafta54864
mod_vvisit_counterBu Ay200732
mod_vvisit_counterGeçen Ay186321
mod_vvisit_counterToplam512498

Sitede şu an: 39 ziyaretçi, 1 üye, 64 arama botu var
Çarşamba, 01 Şubat 2012 10:39

Gelmiş geçmiş en büyük gazetecilerden; Abdi İpekçi

Yazan 
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Abdi İpekçi, hem cumhuriyet döneminin basın dünyasını oluşturan bir geleneğin temsilcisi olarak hem de gazeteciliğin duayeni olarak önemli bir isimdi. Zaten, bir bakıma, katline sebep olan bunlardır.

12 Eylül döneminin kaos ortamında, Abdi İpekçi'nin hedef alınması ve öldürülmesi, güvensizlik ortamının, 'Can güvenliği kalmadı!' endişenin arttırılması içindi.

Abdi İpekçi, öldürülmeden önce, karşıt kutupların barıştırılması ve bir düzlemde buluşturulması için önemli adımlar atmıştı. Bu amacına ulaşamaması için öldürülmüş olması, çok muhtemeldir.

 Abdi İpekçi (1929-1979)

1929 senesinde İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeşitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan'ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.

Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Şubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin başyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği gibi vazifelerde bulundu. 1 Şubat 1979 gecesi İstanbul'daki evinin yakınlarında kimliği meçhul kişi ya da kişiler tarafından öldürüldü.

Kızının gözüyle Abdi İpekçi!

CAN KAYBI ACISI AŞINMIYOR

Ben, zaman aşımının işleyemeyeceği bir taraftaydım. Can kaybı acısının, hiç aşınmadığını bilenlerin tarafındaydım.

Hiç özür dilemeden af isteyen tetikçileri kurtarmak için gösterilen çabaları hayretle izledim..

Tanık ve kanıtların buharlaşabileceğini, dosyaların rahatça kaybolabileceğini iyice öğrendim.

Tetikçi ve tetikçi yandaşlarının ellerinde sallanan bayrağımızın uğradığı hakareti, sessizce seyrettim.

Katledilenlerin, "suçlu", "hain", "düşman" hale getirilmesi, kışkırtılmış tetikçi suçlarının biraz daha meşrulaştırılması için yalanlarla, atıflarla, olağanüstü bir hayal gücüyle bezeli kalın ciltli kitapları okudum, uzun televizyon programları seyrettim.

OLANI GÖRÜNMEZ KILMA ÇABASI

Üst üste yaşananlardan, bu kadar çok tekrardan sonra, üzerimize örgütlü ve sistemli şekilde püskürtülen bir karanlık olduğuna dair kanım, var olanı görünmez kılma çabasının kesinliğine dair bilgim netleşti, iyice kesinleşti.

Onlar, olanları gizlemeye çabaladıkça daha çok görünür oldular.

Bu imha işlemlerini görünmez kılma, meçhul etme, tarih derinliğine gömme çabasının milletimize sağladığı yarar neydi ki?

Birçok kişi, evlerinin veya işyerlerinin önünde, enselerinden, sırtlarından vurularak, bombalarla parçalanarak, alçakça kurulmuş pusularda can vermişti. Bu kayıpların nedeni neydi? Kimin savaş alanındaydık?

Otuz yıl önce "canavarın kuyruğu", "buzdağının ucu" "karanlık güçler" gibi sözlerle idare ediyorduk, Uğur Mumcu gibi bir büyük aydınlatıcının çok daha önceden belirlediği kişiler, Susurluk Kazası'ndan sonra, dokunulmaz varlıkların isimleri haline dönüştüler.

Bizim körebe konumumuz ise bir türlü sona eremedi. Direncimizi görünür kılmak için, umuda yaraşır sözler etmeye gayret ettik. Beklentimizi dile getirmeyi, ortak sorumluluğun gereği bildik.

Yurt geneline baktığımızda, milli güvenlik, hukuk, demokrasi ve barış talebi olarak değerlendirdiğimizde, çok cılız âdeta folklorik nitelikte sayılacak hazinlikte törenlerle idare ettik, şarkılar söyledik, bol bol çiçek tükettik.

KAYIPLARA KİMLER AĞLIYOR?

İmha gününün, asıl anlamından uzağa savrulduğu, sonsuz bir iyi niyetle de olsa farklı bir şeye dönüştüğü, evcilleştiği hissine kapıldım. Acının şarkılarıyla oyalandıkça, olayla yüzleşme zindeliğini kaybediyoruz gibi bir kaygı duydum.

Kayıplara, hep birlikte ağlamadığımızı artık çok iyi biliyorum.

Biz ağlaşırken, birbirlerinden gurur duyan tetikçilerin naraları, öldüren tarafın, görevini tamamlama huzuru ve onuru içinde olduğunu bize defalarca hissettirdi. Bu görüntüler bize defalarca gösterildi. Suçlu kimdi, yargıç neredeydi, celladı kim görevlendirmişti?

Bütün bu karmaşa içinde otuz yıldır, bir türlü hukuk eksenine geçemediğimizin, geçemeyişimizin tanıklığını yapmaktayım.

Hep birlikte asıl bu hukuksuzluğu sorgulayabilseydik... Bütün o iyi niyetli çabalarımızı, enerjilerimizi birleştirip toplum olarak hepimizi ilgilendiren bu hukuksuzluğa karşı daha somut girişimlerde bulunabilseydik, olayların açığa kavuşturulmasını talep eden dilekçelerimizle, kendilerine görev atfedenlerin hukuk içindeki yerlerinin araştırılmasını talep edebilseydik...

ÖRGÜTLÜ ŞEKİLDE İMHA EDİLDİ

Binlerce kişinin yok edilişini görmezden gelmek yerine, içlerinden bazı saygınlık kazananları birer anı nesnesi, demokrasi, barış simgesi haline getirmek yerine, onların yine bizim yurttaşlarımız tarafından örgütlü bir şekilde imha edilmiş kişiler olduklarını vurgulayabilseydik...

Toplumda öldürmeye karşı olan tarafın şu anda gerçekleştirebildiği etkinlik, yaşanan çaresizliği genç kuşaklara miras olarak aktarmak, kendi içimizdeki bu düğümü çözememiş olmanın aczini paylaşmak oluyor.

ÖLÜLERİN ADINI TAŞIYAN PARKLAR

Spor salonları, konser salonları, kültür merkezleri, kitaplıklar, üniversite derslikleri, yurtlar, çok sayıda okul, huzurlu anlar yaşamak için gidilen parklar, en şenlikli meydanlar, en geniş caddeler, çok sayıda sokaklar, parçalanmış delik deşik edilmiş yakılmış canların hiçbirinin gerçeğini yansıtmayan, sapasağlam duran heykeller... Hepsi öldürülmüş ölülerin adlarını taşıyorlar. Bizim öldürdüğümüz, bizim ölülerimiz.

Ölülerimizin adlarını biliyoruz ama henüz öldürtenlerimizin adlarını öğrenemedik. Hangi savaş meydanında olduklarını bilmeden, ansızın canları alınanların, nasıl öldürüldükleri, resmi kayıtlara geçecek biçimde açıklandığı zaman, tüm suçlular adil bir şekilde yargılandıkları zaman hep birlikte bir dönüşüm yaşayıp özgürleşerek bu büyük anlamsızlıktan kurtulacağız.

BİNLERİN YOKLUĞU, YOK SAYILDI

Geçen yıllarla birlikte, binlerce ailenin, takvimin her gününü defalarca kaplayacak kadar çok kayıp verdiği ülkemizde, binlerce kişinin yokluğunun yok sayıldığını gördükçe, bir anlamsızlığın içine düştüm.

Bizim ülkemizde zararlı görülen veya birtakım amaçlar uğruna hedef seçilen insanlar, yok edilir. Ondan sonra, cinayetin ardında yatan gerçekler, karmakarışık edilerek sır haline getirilirken, kitleler çeşitli yönlere doğru güdümlenir. Bir yandan da öldürülenlerin bazıları için törenler düzenlenir. Sanatçılar katkı sağlayıp şarkılar okur, meslek kuruluşları paneller düzenler, mezar başlarına kar sıcak demeden her yıl gidenler olur.

Bu konudaki en anlamlı sözler, en açık bilgiler bir araya getirilip mikrofonlara söylenir. Zararlı olarak işaretlenen, imha edilmesine karar verilen kişilerin anısını, kimliğini yaşatmak isteyenler, bayraklara sarılı tabutların ardından "o ölmedi, yaşıyor" diyerek yürürler, onların "meşhur" olanlarının resimleri, heykelleri yapılır.

Otuz yıl boyunca yaşananların akıl almazlığı karşısında, gerçeklerden kopmamaya çalışırken bir sanal alanda olduğumuz izlenimine kapılmaktan kendimi alıkoyamıyorum.

Sonuçta, bütün bu törenlerin ve sözlerin, öldürmeye karşı durmak bakımından çok yetersiz kaldıklarını gördüm. Bir tür sahne duygusu oluştuğu izlenimi edindim.

Okunma 102 defa

Yorum Ekle

Lütfen doldurulması gereken tüm alanları (* ile belirtilen) doldurunuz. Yorumunuz incelendikten sonra yayına alınacaktır. Temel HTML kodları geçerlidir.