-'Oflaya Oflaya' albümüyle yine başarılı bir çalışmaya imza attınız. Dört aylık çalışma sürecinde neler yaşadınız? Şarkının kısa sürede bu kadar ilgi göreceğini bekliyor muydunuz?
İlk önce çok keyifli bir ekiple çalıştım. Eflatun ve Kaan Gökman'ı 1,5 yıldır tanıyorum ama tanıştığımızdaki o ortam, beni bugünlere hazırlayacağını hissettirmişti. Daha o gün 'Oflaya Oflaya' şarkısına vurulmuştum. Son zamanlarda hep farklı şirketlerden albüm çıkardım. İç ekibim oturmuştu ama prodüktör olarak da sağlam bir aile oluşturmak istedim. Sonra bir çatı altında birleştik, şimdi çok iyi bir ekibiz. Şarkı Mustafa Ceceli, Erhan Bayrak, Kaan Gökman tarafından öyle güzel soundlarla dillendirildi ki, 'tamamdır' dedik. Albüm öncesi bu şarkı bizde bir yükselme oldu. Havayı koklamak adına sevenlerimizin ağzına bir bal çaldık. Çok da güzel tepkiler aldık. Bize iyi yolda olduğumuzu hissettirdiler. Uzun zamandır duyguları damardan böyle verdiğimiz bir şarkım olmamıştı.
- Şarkıyı okurken neler hissettiniz?
Hepimizin geçmişte yaşadığı ama üzerini örttüğü bir yarası vardır. Şarkı herkesin bastırdığı duygularını ortaya çıkarttı. Duygusallık öyle bir şey ki, belki de çocukken okul arkadaşının sana ihanetini bile hatırlatabilir. Bence sadece çok büyük aşk yaşayıp, arkasından terk edilmekle denk gelen bir şey değil... Bence kalbimizi kıran, canımızı yakan, yargısız infaz edildiğimiz durumlarda 'oflaya oflaya' dinleyebileceğimiz bir şarkı.
HERKES BİR İHANET GÖRMÜŞTÜR
- Siz hiç terk edildiniz mi?
Duygusal ihanete uğradım. Herkes, çevresindeki insanlardan mutlaka bir ihanet görmüştür diye düşünüyorum. Doğmak, büyümek gibi hayatımızın parçası, olağan bir şey... Ağır durumlarım da oldu. Bir de ben derin yaşayan bir insanım. Kendimle çok yüzleşen biri olduğum için, suçu ilk başta kendimde arıyorum. Layıkıyla özür dilemeyi de bilirim. Birinden özür dilemem gerekiyorsa yerimde duramam. Ama tabii benimde 'Bundan da ölünmüyormuş kardeşim' dediğim durumlar da oldu.
- Dargın olduğunuz kimse var mı?
Ben kimseyle küs kalamıyorum. Dargın değil ama belki görüşmeyi tercih etmediğim insanlar var. Son kullanma tarihini aşmış ilişkilerim var. Herkes bir gün yaptığı utançları anlıyor. Önceden kendimi anlatabilmek için çok çaba gösterirdim. Bu beni çok yıpratırdı. Çok zorladım kendimi ama artık böyle yapmıyorum. Karşımdakinin beni algılama seviyesi ne kadarsa, o kadar algılayabiliyor ya da nasıl anlamak isterse o tarafa çekiyor. O zaman ben onunla ilişkime nasıl devam edebilirim ki?
GENÇLERE ÖRNEK BİR ALBÜM
- Şarkının kısa sürede beğenilmesinin nedeni, son dönemlerde ülke olarak yaşadığımız zor günlerden kaynaklı da olabilir mi?
Şarkıyı okuduğumda gündem bu kadar ağır değildi. Son anda felaketler arttı. Tabii bunlar ülkemiz adına çok üzücü şeyler. Ama bizde birlik ve beraberlik var. Şarkıyı radyolara dağıttıktan kısa süre sonra insanların sosyal medya üzerinden hemen paylaşıp beğenmesi bile bu birlik duygusunu hissettiriyor. Bu şarkıyla bilinen bir çarpıklığında değişeceğini düşünüyorum. İşine inanarak, kalbini adayarak yapan insanların bu şekilde gündeme yerleşebileceklerini gösteren bir şey... Gerçekten üretenlerin değer göreceğine bir işaret. Bu işi yapmak isteyen gençlere güzel bir örnek teşkil etti bence.
- Romantik şarkıların daha çok sevilmesinin ve uzun süreler akılda kalmasının sebebi sizce ne olabilir?
Bence kendi acılarımıza ağlamayı çok seviyoruz. Acılarımızdan aldığımız derslerle yürümeyi, ilerlemeyi öğreniyoruz.
BİR SÜRÜ İNSAN CANIMI ACITTI
- Siz kimleri dinliyorsunuz?
Benim gönül sazımın telini titreten herkesi dinliyorum. Sezen Aksu, Tarkan, Şebnem Ferah, Funda Arar, Gülşen, Hadise gibi, hangi birini sayayım ki? Benim o ruhu aldığım işler, çok ticaret kokmayan işler oluyor.
- Reklam için yapılan polemikler hakkında ne düşünüyorsunuz peki?
Magazini seven biriyim ve programları da arada takip ederim. İnsanların kendi aralarında olan zeki atışmaları dinlerim. Kafalarında kurdukları stratejileri görürüm. Bazen hem içinde olup hem de uzaktan izlemek keyifli olabiliyor. Polemik dediğimiz şey ayrı bir dünya. Sonuçta bir rekabet var piyasada, bu rekabetin içinde zeki ve tatlı polemikler olmalı aslında.
- Yıllardır bu çizginizi nasıl koruyorsunuz?
Bu biraz her şeyi dinleyerek oldu. Kendini dinleyerek, olan biteni izleyerek... Çok fazla tepkisel davranmadan, daha etkisel davranmaya çalışarak. Kariyerim boyunca bir sürü olumsuz şey yaşadım, darbe yedim ve sektör içerisinde çok insan canımı acıttı. Eleştirildim, arkamdan vuruldum. Hiçbir zaman yılmadım. 'Sen doğru dur, eğri zaten kendini belli eder' derler. Ben doğru durmaya çalıştım. Kendime hep bu işi neden yaptığımı hatırlattım. Kendimi geliştirmeyi de çok seviyorum. Bazen de kendinizi geliştirme aşamasında yanlış anlaşılabiliyorsunuz. Kontrol edemediğiniz durumlar gelişiyor. Sonuçta sakin olup kendini yıpratmadan yola devam edebiliyorsan, zaman içersinde o 'çizgi' dediğimiz şey oturmaya başlıyor.
ÇOK KAZANAYIM DERDİM OLMADI
- İzmir'den İstanbul'a gelirken korkularınız var mıydı?
Her zaman 'Allah'ım beni ve ailemi zor durumda bırakacak olaylar oluşacaksa, kendimden çok taviz vereceğim yollara gireceksem, engelle bunu' diye dua ettim. Hiçbir engel çıkmadı ama azla yetinmeyi bildim. Çok fazla paralar kazanayım gibi derdim olmadı. Bana ilk yıllarda kulüplerden çok güzel teklifler geldi. İlk senemde astronomik teklifleri elimin tersiyle itip, İstanbul Gelişim Orkestrası'yla çalışmaya başlamıştım. Onlarla aynı sahneyi paylaşmak hayalimdi. O paraları kabul etmediğim için pişman değilim.
- Keşke gelmeseydim dediğiniz oldu mu?
İnsanlar kırıyorlar, incitiyorlar ve acılar çekiyorsunuz. Kendimi gerçekten ifade edemediğim anlar oldu. Çıkan haberler, yazılanlar, internette yazanlar... Ama bende 'gerçekten o klipte ağzım ne kadar büyük çıkmış' demeyi öğrendim. İlk çıktığım zamanlarda kendime göre sade ve basit makyaj yapardım. Işığa göre neler yapmam gerektiğini, kendi yüzümü, bedenimi tanıyarak adım adım yapmayı öğrendim.
- Güzelliğiniz için nelere dikkat ediyorsunuz?
Sağlıklı ve dengeli besleniyorum. Spor zaten hayatımın vazgeçilmez bir parçası. Beynimi geliştiriyorum. Cehalet dediğimiz şey hepimizin çok çabuk kapılabileceği bir durum. Mümkün olduğunca öfkeden, o hayvani egonun içinden uzak olmaya çalışıyorum. Ruhumu ve bedenimi geliştiriyorum. Ben birkaç saatte bir şeyler atıştırırım. Fındığım, cevizim, bademim hep yanımdadır ve çok doğalımdır. Ortalık yerde çıkartırım poşetimi ve içinden yiyeceklerimi yerim. Maydanozlarımla, elmalarımla gezen bir tipim yani. Kendime bakmayı seviyorum. Alkol ve sigara yok. Hep maçlara hazırlanan sporcu gibi yaşıyorum.